Merhaba herkese,

Bu yazıyı aslında geçen hafta yazmıştım ama bir türlü paylaşma fırsatı bulamadım.😞 Olsun hem ne demişler: Geç olsun, güç olmasın.😉 değil mi?🙈

Bu güne kadar hep uzun yolculuklarımızı ve bu yolculukların bizi tanıştırdığı şehirleri anlattım size. O yüzden bu gün bir değişiklik yapıp, yaşadığımız şehrin gezilesi, güzel yerlerinden bahsedeceğim sizlere.😊

Diyarbakır’ın Silvan ilçesi sınırları içerisinde, Batman çayının üzerinde bulunan Malabadi Köprüsü, 12. yüzyıldan beri ayakta duran ve dünyanın günümüze kadar ulaşan en büyük kemer açıklığına sahip  taş kemer köprüsüdür.

O zamanların şartlarını düşününce, özellikle teknolojinin ve statik hesapların (Binanın oturacağı zeminin taşıyabileceği yük miktarının hesaplanması.) olmadığı bir dönemde, gerçekten hayret edilesi değil mi?😯

Batman çayını geçmek amacıyla yapılan Malabadi Köprüsü, sadece karşıya geçiş için değil aynı zamanda da seyahat eden yolcuların konaklayabileceği bir yapı olarak tasarlanmış. Ne hoş düşünülmüş değil mi?😊

Köprünün üzerinde bulunan insan, güneş ve arslan figürlü kabartmalar ile köprünün üstündeki el şeklindeki figür, yapılan restorasyonlara rağmen hâlâ ilk zamanlardaki güzelliğini koruyor.

Köprünün üst kısmında giriş-çıkışın kontrol edildiği kapılar bulunurmuş eskiden. Şimdilerde ise sadece Batman tarafındaki kapı varlığını sürdürüyor köprüde.


Küçüklüğümden beri defalarca gidip gördüğüm Malabadi Köprüsü’nün zaman içindeki değişimine tanıklık etmek gerçekten güzel bir duygu ama bunlar içinde en güzeli ve en özeli Furkan’la beraber köprüde geçirdiğimiz zamanlar sanırım.

Eşim haftada üç kere Siirt’e gidip geldiği için boş günlerimde oğlumla peşine takılıp bir kaç gezi kaçamağı yapabiliyoruz. Malabadi Köprüsü de bu kaçamaklardan biriydi işte.😉


Eğer bir gün sizin de yolunuz Malabadi Köprüsü’ne düşerse, köprüye çıkmadan etrafınızı saran minik rehberlerin çağrılarına kulak verin ve minik kalpleriyle sizi selamlamalarını görmezden gelmeyin. Bırakın dillerinin döndüğünce anlatsınlar size, tarihi dillendirip sizi günümüzden daha farklı zamanlara götürsünler.😊

Sevgiler.
@mrsgoksin
Pazar günü oyumuzu kullanıp ede kös kös oturmak yerine ani bir kararla Gaziantep’e gittik. Hem hayvanat bahçesini oğlumuza gösterme hevesi hem de monoton hayatımıza kısa bir soluk getirme düşüncesiyle hemen eşyaları toplayıp çıkıverdik yola. 🛣

Bebekle seyahat etmek biraz cesaret işi diyebilirsiniz ama Furkan gerçekten çok uyumlu bir bebek. 🙂 Özellikle yolculuk ve arabayla seyahat çok ilgisini çekiyor. 🚗 Yol boyu sessiz sakin izledi gelen giden arabaları, muziplik yapıp güldürdü bizi. Böylelikle artık yeni bir yol arkadaşımız olduğunu bir kez daha fark ettirdi bize. 😊

Yol üzeri Şanlıurfa’ya uğrayıp Balıklıgöl’ü gezdik biraz. 😊 Üniversiteyi Urfa’da okudum ben. O zamandan bu zamana gerçekten bayağı gelişti, güzelleşti şehir. Bizim zamanımızda ölü bir şehir diye tasvir ederdik hep ama şimdi gözümde biraz daha farklı bir yerde.



Balıklıgöl turumuz yağmur sebebiyle biraz kısa sürdü maalesef. Biz de asıl güzergahımıza, Antep’e doğru ilerlemeye devam ettik.🙂

Gece Gaziantep Öğretmen Evi’nde konakladık. Manzarası gerçekten çok güzeldi.🌃 Furkan biraz huysuzlandı gece, sanırım yerini yadırgadı. Uykuya dalması bayağı uzun sürdü o yüzden. O uyuduktan sonra biz de gözümüzü kapatıp o günü bitirebilmenin verdiği mutlulukla rüyalar alemine hızlı bir geçiş yaptık. 🌚

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra biraz arabayla turladık şehri. Yağmurun dinmesini umut ederek  oyalandık sağda solda. Öğlen yemeği için seçtiğimiz Küşlemeci Mehmet Usta’nın yolunu tuttuk sonra.🍖

Bilmeyenler için küşleme; kuzunun bonfilesi olarak da adlandırabileceğimiz, havyar kıymetinde, bir kuzudan iki parmak kalınlığında ve yalnızca iki tane çıkan pek kıymetli bir et türüdür. 🥩

Küşlemeyi Gaziantep dışında büyük kebap ve et lokantalarında bulabilirsiniz. Bunların da başında yine Gaziantep yöresel yemeklerini yapan lokantalar geliyor tabi.

Küşlemeden önce kuşbaşı, simit kebebı ve 1 tane fındık lahmacun servisi geldi önümüze. Yanına bir de kaşık salata. 🥗 Hepsi birbirinden lezizdi. Kapanışı küşleme ile yaptık. Tadı damağımızda kaldı diyebilirim.😋



Eğer yolunuz bir gün Gaziantep’e düşerse bu lezzetleri mutlaka tadın derim.😉 Çaylarımızı yudumlayıp küşlemenin kritiğini yaptıktan sonra Hayvanat Bahçesi’nin yolunu tuttuk hemen. 🦔🦒🦓



Gaziantep Hayvanat Bahçesi; Türkiye’nin en geniş alana sahip hayvanat bahçesi konumunda olup, Avrupa’da da belli bir sıralamaya girmiş bulunmaktadır. Doğa severler, hayvanları yakından görüp tanımak isteyenler, ailesiyle beraber güzel vakit geçirmek isteyenler işte burası tam size göre bir yer.😉



Havanın yağmurlu olmasına takılmadan yorulana kadar gezdik. Gezerken çok eğlendik, biraz ıslandık biraz da yorulduk ama içimize sine sine geçirdik her saniyeyi.😉

Minik mutlucuğumun keyfi pek bir yerindeydi. Gördüğü hayvanları ilgiyle izlemesi, meraklı gözlerle sağa sola bakınması bizi bizden aldı zaten. 🥰



Yürümeye başladığından beri yerinde duramayan bir çocuk olması fotoğraf çekerken biraz zorlanmamıza neden olsa da iyi diyebileceğimiz bir kaç güzel kare yakalayabildik sanırım.🙈



Bol eğlenceli geçen günün sonuna gelmenin verdiği hüzünle, gökyüzünden dökülen iri iri yağmur damlaları eşliğinde dönüş yolunu tuttuk.☔️

Bir başka macerada görüşmek dileğiyle,
Sevgiler.
@mrsgoksin


Zaman denilen şey ne kadar garip değil mi?

Ben anneliğimin birinci yılını, sen de ömrünün ilk yaşını doldurdun bu gün.

Oysa daha dün gibiydi seni kucağıma verdikleri, o minik ellerine dokunup kokunu doyasıya içime çektiğim an.

Hayatımın en özel, en karmaşık , en yorgun, en mutlu,  en eğlenceli, en keyifli ve en zor yılını geçirdim seninle.

Beraber büyüdük, beraber öğrendik.

Başından beri biliyordum diğer bebeklerden farklı olduğunu. Tanıdığım hiç bir bebeğe benzemiyordun çünkü.

Kendine özgü bir karakterin vardı ve ben bunu seni kucağıma  aldığım ilk andan beri biliyordum.

Kolik zamanlarında  davlumbazla susardın mesela. Kucakta ya da sallayarak uyutamazdık seni.

Asla oturup ya da uzanıp etrafı izleyen bir bebek olmadın. Yakın çevremde öyle bebekler görünce garipserdim hep.🙈

Emzik alman için çok uğraştım. Koleksiyon yapacak kadar emzik birikti evde ama istemedin.

Ek gıda döneminde, emekleme, yürüme dönemlerinde de bu durum hiç değişmedi. Biz seni hep destekledik sen de istediğin şeyleri çok güzel ifade ettin bize.

Seninle eğlenmeye, öğrenmeye her geçen gün devam ederken bize ömrümüzün en anlamlı yılını yaşattığın için en büyük teşekkür senin bebeğim. 👶🏻

Her gün açılmayı bekleyen bir hediye paketiymiş, bebek sahibi olmak. 🎀

Annelik ve babalık serüvenimizde, ilklerimizi seninle yaşamanın verdiği mutluluk ise tarif edilemez.

İyi ki geldin oğlum, iyi ki..

Dünya’da 1. yılın kutlu olsun.🎉

@mrsgoksin




Abant Gölü, çevresindeki milli parklara bağlı, etrafı geniş ormanlık ve piknik alanlarıyla dolu, Gölcük’ten kat kat büyük ve çevresinde bulunan işletmelere ev sahipliği yapan, ticarileşmiş bir mekan.

Gölcük ve Yedigöller’i gördükten sonra benim için biraz hayal kırıklığı oldu Abant. Görülecek ve yapılacak pek bir şey yoktu çevrede. Arabayla biraz etrafını turladık önce. Sonra göl kenarında orman manzaralı bir piknik alanında oturup biraz temiz hava alalım dedik.


Genelde ziyaretçileri piknik yapmak için gelmiş gibiydiler. Bizim gibi gezmeye gelen kişi sayısı üçü beşi geçmezdi anlayacağınız.

Aslında ben Abant’ı ilk olarak orman içinde konaklamak için yapılan konsept evleriyle duymuştum. Biraz araştırma yaptım o yüzden internetten. Tam istediğim tarzda bir yer buldum. Abant Yeşil Ev Restorant ve Masal Evleri.

Ormanın içinde, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalını konsept alarak yapılmış, her biri farklı bir hayal dünyasıyla süslenmiş yedi cücelerin evleri vardı. Ama gel gör ki zaman sıkıntımız vardı ve orada konaklayacak vaktimiz yoktu. 😞 Kısmet işte. Başka sefere...


Piknik alanında bir saate yakın oturduk sanırım. Çekirdek çitleye çitleye sohbet ettik biraz. Furkan’ın uyanmasını bekledik. Uyanınca da yeniden yollara döküldük.


Sevgiler!
@mrsgoksin

Zorlu yolların ardında, etrafı dağlarla çevrelenmiş yedi güzel göl varmış...

Bu göllerin adları: Derin Göl, Büyük Göl, Nazlı Göl, Sazlı Göl, İnce Göl, Serin Göl ve Küçük Gölmüş. 🛶

Oraya gitmek isteyenler dağların arasında kıvrılan yollarda, biraz meşakkatli bir yolculuk geçirdikten sonra ‘yeryüzündeki cennet’ denilen bu yedi güzel göle ulaşırlarmış.


Her gölün çevresi ormanlık alanlarla kaplanmış, seyir terası şeklinde yapılan ahşap iskelelerle bu güzellikleri yakından görmek ve o monotonlaşmış hayata küçük bir mola vermek isteyenlere, şehrin seslerinden uzak, yerin, göğün ağaçlarla süslendiği, dünyanın en güzel melodisinin kulaklara çalındığı, mis gibi temiz havayı içine doyasıya çekebileceği enfes bir deneyim sunarmış.


Bir gün masalımızın kahramanları 4 aylık bebekleriyle beraber bu yedi gölü görmeye karar vermişler.
Eşyalarını toplayıp koyuluvermişler yola.

Sonra ne mi olmuş? Gelin anlatayım. 🤦🏻‍♀️


Yedi Göller yoluna girer girmez hemen ağlamaya başlamış minik Furkiş. Kıvrılıp giden yollar ve inişli-çıkışlı tümsekleriyle zıp zıp zıplayan araba öyle tedirgin etmiş ki onu yol boyunca neredeyse hiç susmadan çığlık çığlığa ağlamış. Arabayı durdurmak zorunda kalmışlar hep. Minik Furkiş arabadan inince sakinleşiyor ama yeniden yola çıkınca da hırçınlığına devam ediyormuş. 😞

Uzayıp giden yol, düşen enerjiler yine de engel olamamış onlara. Zoru başarıp Yedigöller’e varmışlar sonunda.💁🏻‍♀️


Küçük bir masal tadında oldu bu sefer yazının başlangıcı. 😊  İnanın Furkan doğduğundan beri ‘Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını farkedemiyorum artık.’🙈

Yedigöller Milli Parkı

Doğa aşığı, kampçısı, fotoğrafçısı, mangalcısı ve bizim gibi meraklısı ile yoğun bir ziyaretçi akınına uğrayan Yedigöller Milli Parkı yeşilin binbir tonuna bürünmüş o eşsiz manzarasıyla ilk anda büyülemeyi başardı bizi.


Furkan’nın huzursuz olması ve vaktimizin az olması sebebiyle sadece 3 gölü gezme şansımız oldu ne yazık ki. Olaya iyi tarafından bakıp ‘Yeniden gidip görmek için bence güzel bir bahane.😀’ diye düşünüp Derin Göl’ün yolunu tuttuk.😊

Derin Göl


Arabamızı park ettiğimiz yerin hemen ön tarafında bulunan Derin Göl, kampçıların kurduğu çadırlarla doluydu.

Göle bakmak için biraz daha yakınlaşıp iskelesine çıktık önce. Ağaçların rengi suya karışmıştı sanki. Önüm, arkam, sağım, solum yeşil! 🍃 Uzun uzun izledik, bol bol fotoğraf çekildik.


Gölün çevresinde farklı bitki ve ağaç çeşitleri de mevcuttu. Bunlardan en çok ilgimi çeken Alnus Glutinosa yani Kızılağaç’tı. Boyu 20-30 metreye ulaşan, ince ve narin bir yapısı vardı.

Derin Göl’ü gördükten sonra vakit kaybetmeden yolun karşısına geçip, bir derecik ile Derin Göl’e bağlı olan Büyük Göl’e doğru ilerledik.

Büyük Göl


Işık yansımalarıyla parıldayan ağaçların yaprakları, bir aynaya yansıtır gibi yansıtmış güzelliklerini gölün üzerine. Göl tek kelime ile şahane! Yeşilin daha önce hiç görmediğim o tonu, bakmaktan gözümü alamadığım manzarası, hele bir de seyir terasına çıktın mı... Oradan hiç gitmek istemeyeceksin. 😉

Serin Göl



En çok kalabalığı burada gördük sanırım. Gölün kenarına yapılan oturma alanları piknik sevenlerle dolup taşıyordu. Sahi piknik yapmak için daha güzel bir yer mi vardı? Mis gibi mangal kokuları eşliğinde bu harika manzaraya da doyasıya bakıp bir kaç fotoğraf çektikten sonra yeniden düştük yollara. Devamı bir sonraki yazıda.😉

Sevgiler!
@mrsgoksin 

Her tatile çıkışımızda bir ayağımız mutlaka Karadeniz’e değmeli diye düşünüp bu sefer de Karadeniz’i batıdan keşfetmeye karar vermiştik.

Hep yol üstü geçip gittiğimiz ve hiç gezecek fırsat bulamadığımız Batı Karadeniz’in küçük ama sevimli ili Bolu, milli parkları ve harika doğasıyla bizi kendisine hayran bırakmayı başardı.😊

Yeşilin bin bir tonuyla dönen başımız, doğanın o harika melodisiyle birleşince Gölcük’ten, Abant’a ordan da Yedigöller’e kadar uzanan tatlı bir yolculuğa doğru bırakıverdik kendimizi...🛣

Bir çok bitki çeşidini içinde bulunduran, Türkiye’nin belki de en zengin bitki örtüsünü bizim gibi ziyaretçilerine sunan bu harika yerlerden ilk durağımız Gölcük Tabiat Parkı’ydı.🍀🍃🌳

Gölcük Tabiat Parkı

El değmemiş doğası, gölün rengi, nilüferlerin üstünde gezinip şarkı söyleyen kurbağaları 🐸 mis gibi havasıyla Gölcük, gerçekten nefes kesiciydi.🍃

Gölün etrafında tam tur dönebilmemiz için yapılan patika yol çok güzel düşünülmüş bence. Doğa ile iç içe olmak, temiz havayı doyasıya solumak hele ki sevdiklerin yanındaysa işte o zaman daha da güzel bir anlam kazanıyor her şey.♥️


Yürüyüş yaparken en çok dikkatimi çeken şey gölün karşı kıyısında görünen evin kime ait olduğuydu. Burayı gezip gören herkese ‘Bu evde ben otursaydım keşke’ dedirten bu ev, şimdiye kadar gördüğüm en güzel manzaraya sahip ev diyebilirim.🏡


Başta otel ya da pansiyon tarzı bir yer diye düşündüm. Hatta orda bi gece konaklayıp sabah o manzaraya karşı uyandığımı hayal ettim. Tabi hayaller, hayatlar diye bir gerçek var ki hiç sormayın. 🤦🏻‍♀️ Sonradan öğrendim oranın Orman Bakanlığı’nın misafirhanesi olduğunu.😞
Neyse, hayali bile güzeldi bence.😊


Doğayla iç içe olmak, farklı yerler görmek bizim olduğu kadar ailemizin yeni üyesinin de pek hoşuna gitti. İlgiyle etrafa bakınan, minik gözlerini kocaman açıp gördüklerini anlamlandırmaya çalışan minik Furkiş’in de keyfi gayet yerindeydi. 👶🏻


Yürüyüşümüzü yarım saatte tamamlayıp heyecanla sıradaki rotamıza doğru yola çıktık.

Nereye mi?

O da bir sonraki yazıya.

Sevgiler!
@mrsgoksin