Bolu | Yedigöller Milli Parkı

Leave a Comment

Zorlu yolların ardında, etrafı dağlarla çevrelenmiş yedi güzel göl varmış...

Bu göllerin adları: Derin Göl, Büyük Göl, Nazlı Göl, Sazlı Göl, İnce Göl, Serin Göl ve Küçük Gölmüş. 🛶

Oraya gitmek isteyenler dağların arasında kıvrılan yollarda, biraz meşakkatli bir yolculuk geçirdikten sonra ‘yeryüzündeki cennet’ denilen bu yedi güzel göle ulaşırlarmış.


Her gölün çevresi ormanlık alanlarla kaplanmış, seyir terası şeklinde yapılan ahşap iskelelerle bu güzellikleri yakından görmek ve o monotonlaşmış hayata küçük bir mola vermek isteyenlere, şehrin seslerinden uzak, yerin, göğün ağaçlarla süslendiği, dünyanın en güzel melodisinin kulaklara çalındığı, mis gibi temiz havayı içine doyasıya çekebileceği enfes bir deneyim sunarmış.


Bir gün masalımızın kahramanları 4 aylık bebekleriyle beraber bu yedi gölü görmeye karar vermişler.
Eşyalarını toplayıp koyuluvermişler yola.

Sonra ne mi olmuş? Gelin anlatayım. 🤦🏻‍♀️


Yedi Göller yoluna girer girmez hemen ağlamaya başlamış minik Furkiş. Kıvrılıp giden yollar ve inişli-çıkışlı tümsekleriyle zıp zıp zıplayan araba öyle tedirgin etmiş ki onu yol boyunca neredeyse hiç susmadan çığlık çığlığa ağlamış. Arabayı durdurmak zorunda kalmışlar hep. Minik Furkiş arabadan inince sakinleşiyor ama yeniden yola çıkınca da hırçınlığına devam ediyormuş. 😞

Uzayıp giden yol, düşen enerjiler yine de engel olamamış onlara. Zoru başarıp Yedigöller’e varmışlar sonunda.💁🏻‍♀️


Küçük bir masal tadında oldu bu sefer yazının başlangıcı. 😊  İnanın Furkan doğduğundan beri ‘Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını farkedemiyorum artık.’🙈

Yedigöller Milli Parkı

Doğa aşığı, kampçısı, fotoğrafçısı, mangalcısı ve bizim gibi meraklısı ile yoğun bir ziyaretçi akınına uğrayan Yedigöller Milli Parkı yeşilin binbir tonuna bürünmüş o eşsiz manzarasıyla ilk anda büyülemeyi başardı bizi.


Furkan’nın huzursuz olması ve vaktimizin az olması sebebiyle sadece 3 gölü gezme şansımız oldu ne yazık ki. Olaya iyi tarafından bakıp ‘Yeniden gidip görmek için bence güzel bir bahane.😀’ diye düşünüp Derin Göl’ün yolunu tuttuk.😊

Derin Göl


Arabamızı park ettiğimiz yerin hemen ön tarafında bulunan Derin Göl, kampçıların kurduğu çadırlarla doluydu.

Göle bakmak için biraz daha yakınlaşıp iskelesine çıktık önce. Ağaçların rengi suya karışmıştı sanki. Önüm, arkam, sağım, solum yeşil! 🍃 Uzun uzun izledik, bol bol fotoğraf çekildik.


Gölün çevresinde farklı bitki ve ağaç çeşitleri de mevcuttu. Bunlardan en çok ilgimi çeken Alnus Glutinosa yani Kızılağaç’tı. Boyu 20-30 metreye ulaşan, ince ve narin bir yapısı vardı.

Derin Göl’ü gördükten sonra vakit kaybetmeden yolun karşısına geçip, bir derecik ile Derin Göl’e bağlı olan Büyük Göl’e doğru ilerledik.

Büyük Göl


Işık yansımalarıyla parıldayan ağaçların yaprakları, bir aynaya yansıtır gibi yansıtmış güzelliklerini gölün üzerine. Göl tek kelime ile şahane! Yeşilin daha önce hiç görmediğim o tonu, bakmaktan gözümü alamadığım manzarası, hele bir de seyir terasına çıktın mı... Oradan hiç gitmek istemeyeceksin. 😉

Serin Göl



En çok kalabalığı burada gördük sanırım. Gölün kenarına yapılan oturma alanları piknik sevenlerle dolup taşıyordu. Sahi piknik yapmak için daha güzel bir yer mi vardı? Mis gibi mangal kokuları eşliğinde bu harika manzaraya da doyasıya bakıp bir kaç fotoğraf çektikten sonra yeniden düştük yollara. Devamı bir sonraki yazıda.😉

Sevgiler!
@mrsgoksin